97. Bab
يَا مَنْ لَا يُشْغِلُهُ سَمْعٌ عَنْ سَمْعٍ
Yâ Men lâ yuşğilühû sem’un an sem’
Ey bir işitme, kendisini diğer bir işitmeden alıkoymayan,
يَا مَنْ لَا يَمْنَعُهُ فِعْلٌ عَنْ فِعْلٍ
Yâ Men lâ yemne’uhû fı’lün an fi’l
Ey kendisi için bir iş diğer bir işe mâni olmayan,
يَا مَنْ لَا يُلْهِيهِ قَوْلٌ عَنْ قَوْلٍ
Yâ Men lâ yulhîhi kavlün an kavi
Ey bir söz, kendisini diğer bir sözden oyalamayan,
يَا مَنْ لَا يُغَلِّطُهُ سُؤَالٌ عَنْ سُؤَالٍ
Yâ Men lâ yuğallituhû süâlün ‘an suâl
Ey kullarının bir isteği diğerine cevap vermekte kendisini karışıklığa sevk etmeyen,
يَا مَنْ لَا يُبْرِمُهُ اِلْحَاحُ الْمُلِحّ۪ينَ
Yâ Men lâ yubrimühû ilhâhu’Umulihhîn
Ey ısrarla istekte bulunanların ısrarı kendisini usandırmayan,
يَا مَنْ شَرَحَ بِاْلاِسْلَامِ صُدُورَ الْمُؤْمِنِينَ
Yâ Men şeraha bi’l-islâmi sudûra’l-mü’minîn
Ey müminlerin kalplerini İslâm’la genişleten,
يَا مَنْ اَطَابَ بِذِكْرِهِ قُلُوبَ الْمُخْبِتِينَ
Yâ Men etâbe bi zikrihî kulûbe’l-muhbitîn
Ey zikriyle mütevâzi ve huşû sahiplerinin kalplerini hoş eden,
يَا مَنْ لَا يَغِيبُ عَنْ قُلُوبِ الْمُشْتَاقِينَ
Yâ Men la yeğibü ‘an kulûbi’l-müştâkın
Ey kendisine iştiyak duyanların kalplerinden kaybolmayan,
يَا مَنْ هُوَ غَايَةُ مُرَادِ الْمُرِيدِينَ
Yâ Men hüve gâyetü mürâdi’l-mürîdîn
Ey kendisini arzulayanların son arzusu,
يَا مَنْ لَا يَخْفٰى عَلَيْهِ شَىْءٌ فِى الْعَالَمِينَ
Yâ Men la yahfâ ‘aleyhi şey’ün fı’l-‘âlemîn
Ey âlemde hiçbir şey kendisine gizli olmayan,
سُبْحَانَكَ يَا لَٓا اِلٰهَ اِلَّا ٓ اَنْتَ الْاَمَانَ الْاَمَانَ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ ﴿٩٧﴾
Sübhâneke yâ lâ ilahe illâ ente’l-emâ-ne’l-emâne hallisnâ mine’n-nâr.
Bütün kusurlardan münezzehsin, Senden başka ilâh yok! Emân ver bize. Bizi Cehennemden kurtar.