Denizin yarılması ve kurtuluş

Mısır'da yıllarca zulüm gören İsrailoğulları için beklenen gün nihayet gelmişti. Allah, Hz. Mûsâ'ya vahyetti: Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü peşinize düşülecek. Hz. Mûsâ, kadınıyla erkeğiyle, yaşlısıyla çocuğuyla bütün kavmini topladı ve karanlığın örtüsü altında sessizce yola koyuldu.

Sabah olunca Firavun durumu öğrendi ve öfkeyle şehirlere haberciler gönderdi. Askerlerini topladı, kendinden emin bir şekilde onlar için “Bunlar küçük bir topluluktur, üstelik bizi öfkelendirdiler” dedi. Büyük bir ordu, güneş doğarken kaçanların izini sürmeye başladı.

İsrailoğulları denizin kıyısına vardığında arkalarında yükselen toz bulutunu gördüler. Önlerinde uçsuz bucaksız sular, arkalarında Firavun'un ordusu vardı. Korku içinde “Eyvah, yakalandık!” diye bağrıştılar. Hz. Mûsâ ise sakin ve kararlıydı: “Asla! Rabbim benimledir, O bana bir çıkış yolu gösterecektir.”

Tam o anda Allah, Hz. Mûsâ'ya asasını denize vurmasını emretti. Asa suya değer değmez deniz yarıldı. Her bir parça koca bir dağ gibi yükseldi ve aralarında kupkuru yollar açıldı. İsrailoğulları, gözlerine inanamadan bu yollardan geçtiler. Allah onların hepsini karşı kıyıya selametle ulaştırdı.

Firavun ve ordusu da aynı yola girdi. Ama son asker de denizin ortasına vardığında sular birden kapandı. Dalgalar yükselirken Firavun can havliyle seslendi: “İsrailoğullarının inandığından başka ilah olmadığına iman ettim!” Fakat bu iman, ölüm gözünün önüne geldiğinde söylenmişti; o ana kadar isyan edip bozgunculuk yapmıştı. Ona, ardından gelenlere bir ibret olsun diye bedeninin kurtarılacağı bildirildi.

Karşı kıyıda duran İsrailoğulları, kendilerini yıllarca ezen gücün dalgalar arasında nasıl kaybolduğunu gördüler. Az önce “yakalandık” diye titreyen gönüller, şimdi şükürle doluydu. O gün deniz, Allah'a güvenenler için bir yol, büyüklük taslayanlar için bir mezar olmuştu.

Hikayeden alınacak dersÖnü deniz, arkası düşman olsa da Allah'a güvenen kul yolsuz kalmaz; zalimin gücü ise bir anda biter.

Kaynak: Kur'an-ı Kerim, Şuarâ Suresi 52–68; Yûnus Suresi 90–92