Hz. İbrahim ateşte

Hz. İbrahim'in putları kırıp kavmine hakkı açıkça söylemesi, şehrin ileri gelenlerini çok öfkelendirmişti. Delilleri karşısında cevap veremeyince güce başvurdular. Aralarında şöyle konuştular: “Eğer bir şey yapacaksanız onu yakın da ilahlarınıza yardım edin!”

Büyük bir yapı kurdular ve içinde dev bir ateş yaktılar. Şehrin dört bir yanından insanlar seyretmek için toplanmıştı. Herkes, putlara karşı çıkan bu gencin sonunun nasıl olacağını merak ediyordu. Ateşin harareti uzaklardan bile hissediliyordu.

Hz. İbrahim ateşe atılacağı anda ne yalvardı ne de sözünden döndü. Buhârî'nin rivayetine göre İbn Abbas şöyle anlatır: Hz. İbrahim ateşe atıldığında, “Hasbünallahü ve ni'mel vekîl” demiştir; yani “Allah bize yeter, o ne güzel vekildir.” Kalbi, kendisini yaratana güvenmenin huzuruyla doluydu. Ateş ne kadar büyük olursa olsun, onu yaratanın emrinde olduğunu biliyordu.

Ve o an ilahi emir geldi: “Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve esenlik ol.” Yakmak için yakılan ateş, Allah'ın emriyle Hz. İbrahim'e dokunmadı. Ona ne bir yanık ne de bir eziyet ulaştı. Ateşin yakıcılığı da, suyun ıslatıcılığı da ancak Allah'ın izniyle iş görür; Allah dilediğinde sebepleri değiştirir.

Kavmi, ona bir tuzak kurmak istemişti. Ama Kur'an'ın ifadesiyle Allah onları en çok kaybedenler yaptı. Gözlerinin önünde gerçekleşen bu mucize, putların hiçbir şeye gücünün yetmediğini, asıl kudretin âlemlerin Rabbine ait olduğunu herkese göstermişti.

Allah, Hz. İbrahim'i ve onunla beraber iman eden yeğeni Hz. Lût'u kurtararak bereketli kıldığı topraklara ulaştırdı. Hz. İbrahim, “Ben Rabbime gidiyorum; o bana yol gösterecektir” diyerek yeni bir yurda doğru yola çıktı. Ateşten selametle çıkan bu yolculuk, bir peygamberin hayatında yeni bir başlangıcın kapısını aralıyordu.

Hikayeden alınacak dersAllah'a güvenen kul, en büyük tehlikenin ortasında bile yalnız değildir; Allah dilerse ateş bile esenlik olur.

Kaynak: Kur'an-ı Kerim, Enbiyâ Suresi 68–71; Saffât Suresi 97–98; Buhârî, Tefsîr (Âl-i İmrân 173)