Hz. İsmail ve kurban

Hz. İbrahim, kavminden ayrılıp yeni bir yurda doğru yola çıktığında Rabbine şöyle dua etmişti: “Rabbim, bana salihlerden olacak bir evlat bağışla.” Allah da ona yumuşak huylu bir oğul müjdeledi. Yıllarca beklenen bu evlat, babasının gözünün nuru oldu. İslam âlimlerinin çoğunluğuna göre bu oğul Hz. İsmail'dir.

Çocuk büyüyüp babasıyla birlikte koşup yürüyecek, ona yardım edecek yaşa geldiğinde Hz. İbrahim bir rüya gördü. Peygamberlerin rüyası vahiydir. Hz. İbrahim, oğlunun yanına gelip ona şefkatle şöyle dedi: “Yavrucuğum, ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Bir bak, ne düşünürsün?”

Bu, bir babanın söyleyebileceği en ağır sözdü. Hz. İbrahim, oğluna emri dayatmadı, onun da bu teslimiyete gönülden ortak olmasını istedi. Oğlunun cevabı ise yaşının çok ötesinde bir olgunluk taşıyordu: “Babacığım, sana emredileni yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”

Baba ve oğul, ikisi de Allah'ın emrine teslim oldular. Hz. İbrahim oğlunu alnı üzerine yatırdı. Tam o anda ilahi bir ses yükseldi: “Ey İbrahim! Rüyaya sadakat gösterdin. İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.” Rabbimiz bunun apaçık bir imtihan olduğunu bildirdi.

Allah, Hz. İsmail'in yerine büyük bir kurbanlık gönderdi. Böylece baba oğluna, oğul da babasına kavuştu. Hz. İbrahim'in kalbinde Allah sevgisinin her şeyin üstünde olduğu ortaya çıkmış, Hz. İsmail'in sabrı da dillere destan olmuştu. Asıl istenen kanın akması değil, kalbin tamamen Allah'a teslim olmasıydı.

Kur'an bu sahnenin sonunda şöyle buyurur: Sonraki nesiller arasında ona güzel bir ad bıraktık; İbrahim'e selam olsun. Gerçekten de o günden bu yana her Kurban Bayramı'nda, dünyanın dört bir yanında bu teslimiyet hatırlanır. Kesilen her kurban, bir babanın ve bir oğulun Rabbine olan sarsılmaz güvenini yeniden anlatır.

Hikayeden alınacak dersAllah'a tam bir teslimiyetle yönelen kul, en zor imtihanda bile O'nun rahmetiyle karşılaşır.

Kaynak: Kur'an-ı Kerim, Saffât Suresi 99–111