Hz. Sâlih ve dişi deve

Semûd kavmi, ovalarda saraylar kuran, dağları oyarak kendilerine evler yapan becerikli bir kavimdi. Bahçeleri, pınarları, ekinleri ve hurmalıkları vardı. Ama onlar da kendilerinden öncekiler gibi bu nimetlerin sahibini unutmuş, Allah'a ortak koşmaya başlamışlardı.

Allah onlara kardeşleri Hz. Sâlih'i peygamber olarak gönderdi. Hz. Sâlih, onları yalnızca Allah'a kulluğa çağırdı ve şöyle dedi: “Sizi yeryüzünden yaratan ve sizi orada yaşatan O'dur. O hâlde ondan bağışlanma dileyin, sonra ona tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır, duaları kabul edendir.” Kavminin bir kısmı iman etti, ama ileri gelenlerin çoğu büyüklenerek reddetti.

İnkâr edenler ondan bir mucize istediler. Allah da onlara apaçık bir delil olarak bir dişi deve gönderdi. Hz. Sâlih onlara bu devenin Allah'ın devesi olduğunu söyledi ve suyu aralarında paylaştırdı: Bir gün su devenindi, bir gün de onlarındı. Onu serbest bırakmalarını, Allah'ın arzında otlamasına izin vermelerini, ona hiçbir kötülükle dokunmamalarını sıkıca tembihledi.

Bir süre bu düzen devam etti. Fakat kibirli olanlar bu paylaşımdan rahatsız oldular. İçlerinden en azgın olanı öne atıldı, diğerleri de ona razı oldular. Sonunda deveyi kestiler ve Rabbinin emrine baş kaldırdılar. Üstelik Hz. Sâlih'e meydan okuyarak, “Eğer gerçekten peygambersen, bizi tehdit ettiğin azabı getir!” dediler.

Hz. Sâlih üzüntüyle onlara şöyle dedi: “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. Bu, yalan çıkmayacak bir vaattir.” O üç gün, tövbe için son bir fırsattı. Ama onlar bu fırsatı da değerlendirmediler. Allah, Hz. Sâlih'i ve onunla beraber iman edenleri rahmetiyle kurtardı. İnkârda direnenleri ise korkunç bir ses ve sarsıntı yakaladı; sabaha yurtlarında diz üstü çökmüş olarak girdiler.

Hz. Sâlih, yıkılmış yurtlarına bakarak onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: “Ey kavmim, andolsun ben size Rabbimin gönderdiğini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Fakat siz öğüt verenleri sevmiyordunuz.” Kayalara oyulmuş evler hâlâ ayaktaydı, ama içlerinde öğüde kulak verecek kimse kalmamıştı.

Hikayeden alınacak dersAllah'ın emanetine ve başkasının hakkına el uzatmak, en güçlü toplumları bile yıkıma götürür.

Kaynak: Kur'an-ı Kerim, Şuarâ Suresi 141–159; A'râf Suresi 73–79; Hûd Suresi 61–68