Hz. Lût ve kavmi
Hz. Lût, Hz. İbrahim'in yeğeniydi ve onunla birlikte iman edip hicret etmişti. Allah onu, Sedom ve çevresindeki şehirlerde yaşayan bir kavme peygamber olarak gönderdi. Bu kavim, yalnızca Allah'ı unutmakla kalmamış; haya ve iffet perdesini yırtan, insan fıtratına aykırı çirkin bir hayasızlığı açıkça ve utanmadan işler olmuştu. Yol kesiyor, toplantılarında kötülüğü bir eğlence gibi konuşuyorlardı.
Hz. Lût onlara defalarca seslendi: “Sizden önce âlemlerde hiç kimsenin yapmadığı bir hayasızlığı mı yapıyorsunuz? Allah'tan korkun ve bana itaat edin.” Ama kavmi onu dinlemek yerine alay ettiler ve sonunda şöyle dediler: “Lût ailesini memleketinizden çıkarın. Onlar temiz kalmaya çalışan insanlarmış!” Temiz kalmak, onların gözünde bir suç olmuştu.
Bir gün Hz. Lût'un evine misafirler geldi. Onlar, Hz. İbrahim'e müjde getiren meleklerdi, ama Hz. Lût bunu bilmiyordu. Kavminin kötü niyetinden misafirlerine bir zarar gelmesinden korktu ve çok sıkıldı. Nitekim şehrin ahalisi koşarak evin kapısına dayandı.
Hz. Lût kapıda onlara yalvardı: “Allah'tan korkun, beni misafirlerim hakkında utandırmayın! İçinizde aklı başında bir adam yok mu?” Hiçbiri yola gelmedi. Hz. Lût çaresizlik içinde, “Keşke size karşı bir gücüm olsaydı ya da sağlam bir dayanağa sığınabilseydim” dedi.
İşte o anda misafirler kendilerini tanıttılar: “Ey Lût, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Gecenin bir kısmında aileni yola çıkar ve hiçbiriniz geriye dönüp bakmasın. Yalnız karın müstesna; çünkü onlara gelecek olan ona da gelecek. Onların vakti sabahtır. Sabah yakın değil mi?” Hz. Lût'un eşi iman etmemiş, kavmiyle birlikte geride kalanlardan olmuştu.
Hz. Lût, iman eden ailesiyle birlikte gece yola çıktı. Sabah olduğunda Allah'ın emri geldi. O şehirlerin altı üstüne getirildi ve üzerlerine pişmiş topraktan taşlar yağdırıldı. Kur'an, o yerlerin ibret alacaklar için bir işaret olarak bırakıldığını haber verir. Yüce Allah, Hz. Lût'u ve iman edenleri ise rahmetiyle kurtardı.
Kaynak: Kur'an-ı Kerim, Hûd Suresi 77–83; Hicr Suresi 58–77; A'râf Suresi 80–84